المصور
كلمة (المصور) في اللغة اسم فاعل من الفعل صوَّر ومضارعه يُصَوِّر،...
Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Semûd ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felâketi (kıyameti) yalan saymışlardı.
Semûd'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helâk edildiler.
Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.
Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Şimdi sen, onlardan, orada kalmış herhangi bir şey görüyor musun?
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.
Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.
yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,
Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.
Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.
(Ey insanlar!) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.
Kitabı sağ tarafından verilen: "Alın, kitabımı okuyun;
doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum," der.
(Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yiyin, için.
Kitabı sol tarafından verilene gelince, o: Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de,
Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!
Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!
Eğer o (Muhammed) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
O halde,Yüce Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.